Cennet Hanımlarının Efendisi Fatımatü’z-Zehra ( R.Anha) 1. Bölüm

Hz. Fatıma( r.anha) Sevgili Peygamberimizin biricik kızı ve rahmet peygamberinin Gül Devri’nde, Kur’an ikliminde,  Allah’ın habibinin rahle i tedrisinde  yetişmiş yerkürenin afi tabı hükmünde bir ışık ve ısı kaynağı idi.. . Babasının goncası, annesinin can dostuydu. Babası Hz. Muhammed( s.a.v) kızının ismini Fatıma koymuştu. Kendisi de kızına bu mübarek cümleleri terennüm ediyordu; “Ey Fatıma! Seni neden Fatıma diye adlandırdım biliyor musun? Dedim ki; Ya Resulallah neden böyle adlandırdınız? Buyurdu ki; Allah Teâla kıyamet günü seni ve neslini cehennem ateşinden uzaklaştıracaktır. (Seyyid Ahmed Zeyni Dahlan c.1 s.7)
Annesi Hz. Hatice validemizin kızına olan derin sevgisi dillere destandı.
Hz. Fâtıma, dünyaya gelişi cahiliye dönemi, İslamiyet’in gelmesinden yaklaşık bir yıl önce, Hicretten 18 yıl önce 605’te Mekke’de dünyaya gelmiştir. Dünya’ya geldiği dönem, çok karışıktı. Cehalet başını alıp gitmiş, küfür ve şirk karanlıkları ortalıkta geziniyordu. İnsanlar sapmış, terör ortamı oluşmuştu. İnsanlar anarşi, zulüm ve haksızlık içinde yaşayıp gidiyorlardı. Kadın haklarının hiçe sayıldığı, kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir ortamda dünyaya gelişi, kız çocuklarının bahtlarının açılmasının habercisiydi. O, Zehra ve Betül lakaplarıyla meşhurdu. Zehra; “Ak yüzlü, nur yumağı, beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü kadın” manasına, Betül ise; “Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah’a yönelten, iffetli ve namuslu kadın” anlamına gelmekteydi. O, ( r.anha) Efendimiz ( sav)’ın Kevser’iydi. “ Hiç şüphesiz sana bol ve kesilmez hayır verdik.” Kevser,1 ayetinin müjdesiydi. Allah Resul’üne takdir buyurulan bol ve kesilmez hayırdan bir maksat, O’na gittikçe artacak sayıda ve hem sayı hem de hayır, bereket ve manevi mevki itibariyle bütün nesilleri geride bırakacak nitelikte lütfedilecek olan pak bir nesildir.
Hz. Fatıma validemiz küçük yaşta annesi Hz. Hatice( r.anha)’yı kaybetmiş ve anne kaybının acısını iliklerine kadar hissetmişti. Annesinin yokluğundan sonra babası Hz. Muhammed( sav) ile hep beraber olmuştu. Efendimiz ‘in her haline şahit olmuş, O’nun edebiyle edeplenmişti. Babası kızına “Ümmi Ebiha” diye seslenirdi. Ümmü Ebiha Hz. Peygamber’in (s.a.v) kızına verdiği babasının annesi anlamına gelen bir lakaptır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v) küçük yaşlarda annesini yitirmiş ve tüm bereketli ömrünü zorlukla geçirmişti. Hz. Hatice ile evlenmeden önce ve hatta ondan sonra sürekli müşriklerin eziyetine maruz kalmıştı. Bu durumlarda kendisinin aziz kızı Hz. Fatıma (s.a), küçük bir çocuk olmasına rağmen bir kelebeğin mum etrafında dönmesi gibi babasının etrafında dönüyor, hiçbir zaman ondan ayrılmıyor, onun hüznünü giderme noktasında elinden ne geliyorsa yapıyor ve babasına teselli veriyordu. Hz. Peygamber (s.a.v) onun bu şefkatini görünce gözyaşı dökmekte ve o babasının annesidir diye buyurmaktaydı.
Hz. Fâtıma Mekke’de babacığının yanından ayrılmadığı için  eza ve cefaları çok gördü. Yine bir gün Kâbe’ye varmışlardı. Müşrikler babacığının etrafını sararak: “Şunu şunu söyleyen sen değil misin?” diye hakaret ettiler. Hatta azgın bir müşrik İki Cihan Güneşi Efendimiz ’in yakasından tutup sıkıştırdı. Küçük Fâtıma çok korktu ve titreyerek yere yıkıldı. Efendimiz ise hiçbir telâşa gerek duymadan hak olarak söylediği sözleri tekrar ederek: “Evet bunları söyleyen benim” buyurdu. Bu esnada Hz. Ebubekir yetişti ve: “Rabbim Allah’tır dediği için bir adamı öldürecek misiniz?” diyerek müdahale etti ve azgın müşrikleri oradan uzaklaştırdı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz ‘in Mekke’deki hayat dönemi böylesine çetin geçti. İslâm’ın yayılması için bütün bu ezâ ve cefâlara sabretti. Zira zafer, sabırdan sonra idi. Bu sebepten o kendine yapılanlara aldırmaz, kin tutmaz ve kişileri Allah’a havâle ederdi. Bir gün yine yolda giderken azgın bir müşrik, Efendimizin üzerine toz toprak ve pislik attı. Üstü başı toz-toprak olan ve elbiseleri kirlenen Efendimiz eve döndü. Nur topu yavrucuğu Fâtıma, kapıyı açınca babacığını tanıyamadı ve ağlamaya başladı.
Ablaları da ağlıyordu. Peygamber babacığı ise kendilerine gülümsüyordu: “Zararı yok, su ile temizlenir” diyordu. Böylece nur parçası yavrularını sükûnete kavuşturmaya çalışıyordu. Fakat küçük Fâtıma ise hıçkırıklarını tutamıyordu. Onu susturabilmek için: “Ağlama kızım. Yüce Allah, babanı koruyacaktır.” buyurdu ve ona Allah’ın hıfz u emânında olduğunu duyurdu. Bu şekilde onun korku ve endişelerini gidermeye gayret etti.
Efendimiz ( sav) kızı Hz. Fatıma’nın şahit olduğu bu sıkıntılar karşısında, Onun narin kalbine fısıldayarak sanki  şunları anlatıyordu. “ Tahkiki imana sahip olan kişi, dert çeker olmaya sahip olan kişidir. Alemin derdini kendine çekendir. Bu dertler için sabredip, hamdedecektir. İnsanların sadece dünyevi dertleri değil ahiretteki durumlarını da dert edecektir. Eğer edemiyorsa; Ya Rab, neden bu derdi üzerime çekemiyorum? Diye dertlenecektir. Sözde değil yürekten ruhu candan ,”Ateş nereye düşerse düşsün, beni yakar .”şuuruyla bakıp daha fazla dertlenecektir.
Dertlendiğin kimseler seni anlayamayacaklar belki de düşman kesilecekler. Zaman zaman sövecekler. Ama yine de sen karşıdaki o insanlara karşı sanki siniri alınmış gibi susacaksın. Sabredeceğin kişileri affedecek ve onları bir daha baştan kucaklamaya hazır olacaksın. Allah yolunda yürüyen bir kulum diyorsan hizmetçiyim demiş olursun. Cahillerin bütün göstergelerine karşı sabredeceksin.”… Aslında cahil, olaylara ve hakikatlere karşı kör, sağırdır. Bu sınıflarla bilgece metotlarla ilgilenmek, davranış modellerini geliştirmek gerekir.  Bu konu da efendimizi model almamız hem sünnet hem bir çözüm hem zorunluluktur…
Goncasıyla en bilge bir bahçıvan gibi ilgileniyordu.  Büyük, derin  bir şuurla yetiştirdiği Gül’ünü  ne yaşarlarsa yaşasın  yavrusunun küçücük kalbine nefret tohumları ekmiyordu, aksine iman ve erdem tohumlarını ekiyordu. İşte fark buydu. Zalimi, mazlumu iyi tanırdı, safını, ona göre seçmişti. İnkârcı, küresel zalimlere karşı elif gibi dik duruşla tarihteki yerini aldı. Rahman’ın has kulları gibi ‘selam’ verip geçip gitmek, yapılan kötülüğe karşı ne kalbi ne zihni ne de lisanı bozmamak. İşte Fatıma anamız Peygamber ocağında bu şekilde yetişiyordu. Bu fani dünyada her zaman iman kalesinde ve oradaki müminlerle birlikte mücadele etmek, en onurlu duruştur…” Kim kimi severse onunla haşrolacak.” Sözünü hakikatini idrak etmek çok önemlidir.Bunca düşman varken  Efendimiz suizan yörüngeli, nefret yörüngeli sistematik bir saldırı yapmadı,  en kavi düşman olan nefsi unutmadı . Aksi halde, bizi ebedi bir gayyaya kaydırma riskini taşıyabilir… Dışta abdest alıp temizlendiğimiz gibi içimize de taze, samimi bir abdest aldırma zamanıdır… İşte o zaman Efendimize ve biricik kızı Hz. Fatıma’ya yaklaşmış olacağız.
Yorum ekle

Yorum ekle