Furkan suresinde geçen Rahman’ın has kullarının özellikleri (1.Bölüm)

Mekke döneminde indi, yetmiş yedi ayettir, nüzul sebebi kâfirlerin ilahlık ve peygamberlik konusundaki küfür ve inatçılıkları olduğu, içindekilerden anlaşılmaktadır…
“Rahmân’ın kulları o kimselerdir ki, yerde mütevazı ve nazik hareket eder, yol bilmez cahiller (cehalet ve karakterlerinden kaynaklanan bir tarzda) onlara muhatap olduğunda, onlara sağlık ve selâmet dileyerek geçip giderler.” Furkan,63
         Bu ayet-i kerime de ‘has kulları’ diye geçiyor. Bu ‘has kulları’ kâmil MÜ’münlerdir. Kamil bir MÜ’mün gönül insanıdır. Merhamet, şefkat ve diğergâmlık, onun gönül dokusunun en belirgin vasfıdır. Rahman’ın kulları, öyle kimselerdir ki, önce gidişleri, yeryüzünde yürüyüşleri ve hareket tarzları mülayimdir. Zorba, mağrur, kibirli, saygısız, kaba ve haşin değil; sükûnet ve vakar ile alçak gönüllü bir şekilde terbiyeli, nazik ve yumuşak yürürler. Etrafını sıkıntıya koymazlar, eza vermezler, sendeler gibi gitmezler, hesaplı, saygılı, merhamet tavrıyla güven ve huzur yayarak giderler. Cahiller, yani kendini bilmezler. Edepsiz güruh, laf attığı zaman kendilerine selam derler. Cahil kimsenin şuur ve idraki yoktur; kendilerine anlatılan yüksek hakikatlere sağır ve ama durumundadırlar. Hatta rencide edici tavırlar içine girerek hem kendini hem de muhatabını helakin eşiğine getirebilirler. Bunun için onlara karşı bazen en güzel yol, sükûttur, ya da kavli leyin yani yumuşaklıkla mukabele etmektir… Hz. Ali ( r.a), buyuruyor: ” Alçakça söylenen bir söze karşılık vereyim deme! Çünkü o sözün sahibinde onun gibi daha nice düşük sözler vardır, cevabınıza yine onlarla mukabele ederler.” Cenab-ı Hak, bize cahiller karşısında selamet yolunu tutmamızı istiyor. İşte Rahman’ın o has kulları selametle neticelenecek sözler söylerler yahut selametle derler, onlara çatmaya tenezzül etmezler, tahammül de ederler… Tabi cehalet en büyük üç düşmanımızdan birisidir, diğeri tefrika ve üçüncüsü de fakirliktir. Özellikle cehalet düşmanımıza karşı başarılı olmak istiyorsak çok özel teknikleri öğrenmek ve ona göre meydana çıkmak gerekir ki mağlubiyetler yaşamayalım. Muhatabımız olan cahil insanları çok iyi tanımalı ve onun yüreğine girme yollarını bulmalı, o karanlık ruhu, yüreği, vicdanı aydınlatmalı. Yoksa kişiyi karanlıkta bırakırsak karanlık, karanlığı doğurur ve bizi de sarar hale gelir… Onun için karanlık yürekleri iman nuruyla aydınlatan iki cihan ser veri Hz. Muhammed s.a.v ‘,i çok iyi tanımalıyız…
“Gecenin bir kısmını Rablerine secdede ve kıyamda ibadetle geçirirler.” Furkan, 64
Rahman’ın has kullarının bir diğer özelliği, geceleri ihya ederler. Cenab-ı Hakk’ın geceye verdiği kıymet ve onun içine yerleştirdiği sırlar, sayısızdır. Bir başka ayette; ”Geceye ve gecenin içinde olan şeylere and olsun.” İnşikak, 17 şeklinde yemin buyurmasındaki sır, idrakimize ve gönlümüze nice hakikatleri seyrettirmek için açılan ilahi bir penceredir. Kamil MÜ’münler için geceler içindeki sükûnet ve feyz dolaysıyla müstesna bir ganimettir. Gece vakti her şey sükûna erdiğinde, kul, dünyevi meşgalelerin dağınıklığından kurtulur ve Hakka doğru yolculuğa yönelir. Bu itibarla vahdet ve vuslata ermek isteyenler için bu durumlar, bulunmaz fırsat demleridir. Gece namazı ve tembihatı, Allah ( cc)’u ile buluşup sohbet etme zamanıdır. Seherler, feyiz ve ruhaniyetini bütün bir güne taşınacak bir heyecan içinde ihya edilmelidir. Herkes uyurken uyanık olmak, Allah ( cc)’nun rahmet iklimine girmek, Allah ( cc)’nun muhabbet ve merhamet meclisine dâhil olan müstesna kullarından olmak demektir. Eğer bir Mü’min, geceyi gayeli kullanabilir ve zikrin ruhaniyetinden nasibini alabilirse geceyi gündüzünden daha aydınlık olur, gecesi aydın olanın gündüzü aydın olmaz mı hakikatini hatıra getirir.. .Lakin gayesiz ve uykuya mahkûm bir gece ise: taşa, yerinde sayılmış, telafisi zor bir kayıptır. Hadis- i Şerifte; “ Gecede bir saat vardır ki, Allah ‘tan dünya veya ahiretle alakalı bir hayır talep eden bir Müslüman o saate rastlarsa, Allah istediği şeyi ona mutlaka verir. Bu saat, her gecede vardır.” ( Müslim) Hasan- ı Basri Hazretlerine sordular: “Gece namazı kılanların yüzleri niçin güzel ve nurlu olur?” Şöyle buyurdu: “ Çünkü onlar, Rahman ile baş başa kalmışlardır...” 
Bir başka hadiste de; “ Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece kalkarak kılınan namazdır.”
“ Cebrail ( AS) geldi ve şöyle dedi: “ Hiç şüphe yok ki, Mü ‘minin şerefi teheccüt namazındadır.” Bir adam İbrahim bin Ethem Hazretlerine: “ Gece ibadetine kalkamıyorum, bana bir çare öğret.” deyince İbrahim bin Ethem Hazretleri ona şu cevabı verir: “ Gündüz O’nun huzurunda bulunmak, yüce bir şereftir. Günahkârlar bu şerefi hak edemezler!” Rahman’ın has kulları, gece evlerine, yataklarına çekildikleri zaman gidişatları bu olur. Rableri için halisane namaz kılarlar. Yatışları ve kalkışları hep Allah için olur…
“(İbadet ânında olsun, başka zamanlarda olsun), “Rabbimiz,” diye dua ederler: “Cehennem azabını bizden sav; çünkü onun azabı, tahammülü zor ve yakaladığını bırakmaz, ömür tüketen bir azaptır.” Furkan,65
Bu ayette Rahman’ın has kullarının duasını görüyoruz. Dua; kalpte Allah ‘a açılan en yüce kapının anahtarıdır. Dua tekrarlandıkça Mü ‘minin ruhuna nakşolur, şahsiyetine karışıp onun bir hususiyeti haline gelir. Cenab-ı Hak buyurur:” De ki: “Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki! (Ama ey inkârcılar!) Siz O’nun Mesajını yalanladınız ve bunun günahı yakanızı bırakmayacaktır.” Furkan,77 
Mevlana ( k.s)  buyuruyor : “ Nedamet ateşiyle dolu bir gönülle ve nemli gözlerle dua ve tövbe et! Zira çiçekler, güneşli ve ıslak yerlerde açar!” 
Duanı sadece dille ifade etmek yeterli değildir. Duaları, ‘hafv ve reca’ duygularıyla yapmaya gayret etmelidir. Havf erbabı bazen sızlar, bazen ağlar ve gözyaşlarını ceyhun ederek günde birkaç defa, hususiyle de yalnızlık zamanlarında gözyaşlarıyla ‘bu’d’ ateşlerini söndürür ve bu’dlar bu’du cehennem üzerine yürür. Hadis-i Şerifte :” Allah korkusundan ağlayan birinin, sağılmış sütün yeniden memeye dönmesi mahiyeti gibi, Cehenneme girmesi mümkün değildir. ( Tirmizi) 
Cehennem ateşini söndüren en tesirli iksir gözyaşlarıdır. Cehennem azabından kurtulmak ilk amelleridir. İbadet ve gayretlerine güvenmeyerek daima kurtuluşlarına dua ederler. Çünkü cehennem azabı geçici bir şey değildir. Bu alacaklı gibi enseye binmiş kaçınılmaz bir beladır.

Yorumlar 2

  1. Hatice Güler
    Hatice Güler Tarih 4 Haziran 2018 20:15
    S.A. 
    Değeli Konularla İslamiyet ailesi, öncelikle sitenize başarılar dilerim. Yazılarınız hem güncel hemde toplumun ihtiyacı olan yazılardır. 
    Bu ekip çalışmanız gerçekten takdire değerdir. Sizin youtube kanalınızıda takip ediyorum. Sizinle bir konu hakkında konuşmak istiyorum, size nasıl ulaşabilirim?
    1. Ziyaretçi Konularla İslamiyet Ekibi
      Ziyaretçi Konularla İslamiyet Ekibi Tarih 4 Haziran 2018 20:17
      Aleykümselam.Değerli Yorumunuz için çok teşekkür ederiz. [email protected] mail adresinden ulaşabilirsiniz !
Yorum ekle

Yorum ekle